GündemGünün Haberleri

2004 İstanbul… 2026 Ankara… 22 yılda değişen dünya: İmparatorluğun son zirvesi



Esenboğa Havalimanı’ndaki karşılamalar, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki devlet töreni, mehter gösterisi, liderlere sunulan Anadolu mutfağı, diplomatik fotoğraf kareleri, spor ayakkabısı gibi magazin esprileri…

2026 NATO Zirvesi günlerce bu görüntülerle konuşuldu. Kimileri protokolü tartıştı, kimileri menüyü, kimileri de güvenlik önlemlerini…

Oysa bütün bu ayrıntılar, asıl hikayenin yalnızca dekoru.

İKİ TOPLANTI

NATO, Türkiye’de ikinci kez devlet ve hükümet başkanları zirvesi düzenledi.

İlki 2004’te İstanbul’daydı.

İkincisi 2026’da Ankara’da…

Aradan geçen yirmi iki yıl içinde yalnızca ev sahibi şehir değişmedi. Tek kutuplu dünya aşındı, savaşların ekseni yer değiştirdi, NATO’nun öncelikleri yeniden tanımlandı, Türkiye’nin ittifaktan beklentileri farklılaştı…

Aynı ittifak, aynı ülke…

Ama artık bambaşka bir uluslararası sistem var.

Bu nedenle 2026 Ankara Zirvesi’ni anlamak için protokol fotoğraflarına değil, 2004 İstanbul Zirvesi’ne dönüp bakmak gerekiyor. Bazen iki zirve arasındaki yirmi iki yıl, iki toplantının değil, bir dünya düzeninin yükselişi ile çözülüşünün hikayesini anlatıyor…

TEK KUTBUN ÖZGÜVENİ

2004 İstanbul zirvesi, yalnızca NATO’nun değil, ABD öncülüğündeki tek kutuplu uluslararası düzenin zirvesinde toplandı.

11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan işgal edilmiş, Irak’a müdahale başlamıştı. Washington, askeri gücü kadar neoliberal ideolojik etkisiyle dünyanın tartışmasız merkeziydi.

Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezi hâlâ güçlü etki yaratıyor, liberal küreselleşmenin geri döndürülemez olduğuna inanılıyordu.

Rusya henüz toparlanma sürecindeydi, Çin bugünkü küresel ağırlığına ulaşmamıştı…

Bu atmosferde NATO klasik savunma ittifakı olmaktan çıkıp küresel ölçekte hareket eden askeri bir örgüte dönüşmüştü. İstanbul Zirvesi’nin gündemindeki Afganistan, Irak ve Orta Doğu başlıkları, aslında Amerikan hegemonyasının gündemiydi.

Aynı toplantıda başlatılan İstanbul İşbirliği Girişimi bu stratejinin diplomatik uzantısıydı…

Türkiye, Batı ittifakı içindeki yerini daha güçlendirmeye çalışan bir müttefikti. Soğuk Savaş boyunca geniş kara ordusuyla Sovyetler Birliği’ne karşı güney kanadın ileri karakoluydu. Sovyet tehdidi ortadan kalkınca, Türkiye’nin NATO içindeki eski rolü yeniden tanımlandı. Büyük kara ordusu, Boğazlar ve Orta Doğu’ya açılan coğrafya artık hangi küresel stratejinin parçası olacaktı?

2004 İstanbul Zirvesi’nin İstanbul açısından asıl sorusu buydu.

DÜNYA DÜZENİ DEĞİŞTİ

NATO 2026 Ankara zirvesi bambaşka tarihsel eşikte toplandı.

Yirmi iki yıl içinde ABD Afganistan’dan çekildi, Irak’ta kurmak istediği siyasal düzeni kalıcılaştıramadı.

2008 finans krizi Batı’nın küresel ekonomik üstünlüğünü sarstı.

Diğer yanda Çin teknoloji, ticaret ve finans alanlarında küresel güç haline geldi. Rusya yeniden askeri bir aktör olarak uluslararası siyasetin merkezine döndü. Enerji hatları, yaptırımlar, tedarik zincirleri ve teknoloji rekabeti, yeni jeopolitiğin temel başlıkları oldu…

Uluslararası ilişkiler uzmanı Charles A. Kupchan, yıllar önce tek kutuplu dönemin kalıcı olmayacağını, dünyanın daha rekabetçi ve daha parçalı bir güç dağılımına doğru ilerlediğini yazmıştı. Bugün yaşanan tam da bu…

Bu nedenle 2026’nın gündeminde Afganistan değil Ukrayna, yeni rejimler inşa etmek değil mevcut düzeni korumak, küresel müdahaleler değil büyük güç rekabeti ve caydırıcılık vardı.

Ukrayna’da duvara toslayan NATO’nun artık önceliği mevcut güç dengesini koruyabilmekti. Ki, ABD ile Avrupa arasına şüphe girdi.

TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN KONUMU

Uluslararası sistem değişince Türkiye’nin ittifak içindeki rolü de değişti.

2004’te İstanbul daha çok NATO’nun ihtiyaç duyduğu stratejik bir cephe ülkesiydi. Coğrafi konumu önemliydi ancak karar süreçlerindeki ağırlığı belirgin değildi.

2026’da ise tablo farklı. Karadeniz’deki denge, enerji koridorları, Suriye’den İran’a Mısır’dan Irak’a yürüttüğü bölgesel diplomasi Türkiye’nin pazarlık gücünü artırdı.

Bu yüzden “pazarlık masasında” Ankara’nın beklentileri değişti. Güvenlik garantilerinden çok teknoloji transferi, savunma sanayi işbirlikleri, yaptırımların kaldırılması ve ortak üretim projeleri konuşuldu.

Ankara için masadaki soru artık şuydu: Türkiye, NATO üyeliğini hangi stratejik kazanımlara dönüştürebilir?

HEGEMONYA KÜÇÜLDÜKÇE GÜVENLİK BÜYÜYOR

Bir önemli ayrıntı daha var:

2004 İstanbul’da da 2026 Ankara’da da şehirler olağan hayatın dışına çıkarıldı. Geniş güvenlik çemberleri kuruldu, protestolar sınırlandırıldı, gözaltılar yaşandı.

Fakat güvenliğin kapsamı aynı değildi.

İstanbul’da önlemler daha çok zirveyi korumaya odaklanmıştı. Ankara’da ise güvenlik, zirve başlamadan önce kentin gündelik yaşamını ve kamusal alanı yeniden düzenleyen daha geniş baskıya dönüştü. Niye?

Tarihsel bağlamları farklı çünkü:

2004’te NATO, dünyanın en güçlü askeri ittifakı olarak başta Rusya olmak üzere küresel düzeni genişletmeye çalışıyordu. 2026’da ise artık genişleyen değil, mevcut düzeni korumaya çalışan ittifak görünümünde.

Yani dışarıdaki belirsizlik arttıkça, güvenlik önlemleri görünür biçimde sertleşiyor.

Uluslararası siyasette güç dengesi istikrarsızlaştıkça, devletlerin güvenlik refleksi büyüyor.

Hegemonya zayıfladığında çevresinde oluşturduğu güvenlik çemberi genişliyor…

Yani… 2004’te NATO, “geleceğin mimarı” olmaya çalışıyordu. 2026’da ise artık kurduğu “düzenin bekçiliğini” yapmaya çabalıyor…

Ankara ve İstanbul’daki protestoculara yönelik sert güvenlik önlemleri bu değişimin sessiz ama çarpıcı göstergesi oldu.

Cemile Y. Çetin

Odatv.com

Related posts

Aydın’da büyük yangın: İki mahalle tahliye edildi

admin

Fransız omleti nasıl yapılır I Fransız omleti yapmanın püf noktaları

admin

Alzheimer hastası Hüseyin Sakarya kayboldu

admin

Leave a Comment